15 Temmuz 2008 Salı

Deneme 2: Korku Üzerine

Gamze, tekbaşına, perdelerin sıkı sıkı örtündüğü karanlık odasında pencerenin yanına sinmiş bir şekilde duruyordu. Dizlerini iyice karnına doğru kırmış, kollarını bacaklarına dolamıştı. Gözleri kapalıydı. Arada, bir şey düşünüyormuş gibi gözkapakları titriyordu.

Dışarda ay ışığının etkisiyle perdeler üzerine düşen kuru dalların gölgeleri ağır ağır sallanırken, ağustosböceklerinin ürpertici sesleri kulakları dolduruyordu. Gamze'nin odasının kapısı ağır ağır açıldı, ve koridorun ışığıyla gölgesi uzayan bir siluet eşikte belirdi. Kapının gıcırtısı durulurken yüzünün önüne düşen saçları, başını kaldırdığında önünden çekildi ve gözleri loş ışıkta parladı: "Seni buldum Gamze."

Düşünceleri içinde kaybolmuş Gamze, kapının hafifçe açıldığının farkına varmamıştı, beyninin içi ağustosböceklerinin uğultularıyla doluydu. Kendisiyle konuşan, damarlarındaki kanı durduran sesi duyduğunda tüyleri diken diken oldu. Yavaşça vücudu çözüldü ve hafifçe kıpırdanıp gözlerini kapıya doğru çevirdi. Korku dolu gözlerle kapıdaki silüete baktı, istemsizce bulunduğu yerden geriye doğru hafif bir harekette bulundu ve sordu "S-sen kimsin?"

Sesin sahibi içeri bir adım atarken iç ürpertici fısıltısına devam etti. "Hep seni izliyordum, hep ardındaydım, ama sen beni fark etmedin." Elini beline attı. "Artık uyanma zamanın geldi Gamze." Elini kaldırdığında bir nesne tutuyordu, ama karanlıkta seçilmiyordu. Açısını değiştirdiğinde arkadan gelen ışıkla parladı ve bunun büyük bir ekmek bıçağı olduğu anlaşıldı. Gölgeler çarpık bir sırıtışla kaplı yüzünde oynaşırken ağustosböceklerinin sesi bir kez daha yükseldi.

Bıçağın, o soluk ışıktaki donuk parlaması dehşet içindeki gözlerinde yansıdı. Olduğu yerden ani bir hareketle ayağa fırladı ve duvarın kenarına doğru geri adımlarla ilerlemeye başladı. Karşısındakinin yüzünü tamamen seçemese de kim olduğunu gayet biliyordu. Bu, son zamanlarda garip ve saldırgan tavırları olan Fatih'ten başkası olamazdı. Gamze son zamanlarda geçirdiği o zor günleri hatırladı ve yere yığılıp başını ellerinin arasına aldı. Hızlı nefesler alıp veriyordu. Panik içindeydi ve ne yapacağını hiç bilmiyordu. Kapıya doğru baktı ve yalvaran gözlerle "Ne-neden? Neden böyle oldu?" dedi. Sesi kısık ve çatlaktı.

Fatih başını geriye attı ve çılgınca bir kahkaha patlattı. Sarsıla sarsıla gülerken gözleri yerinden fırlayacak gibiydi, sonra kahkahası yavaş yavaş yerini kıkırdamalara bıraktı. "Neden mi böyle oldu?!" diye bağırdı. "Bunu senin bilmen gerekir! Bu senin suçun ve bedelini ödeyeceksin. Ne pahasına olursa olsun..." Sesi gitgide kısılmıştı, kendi kendine fısıldıyor gibiydi. Gamze'nin sindiği köşenin karşısında dikiliyor, gölgesi onun üzerine düşüyordu. Dizlerini büktü ve başını ellerinin arasına aldı. Gözleri delice bakıyor, dudakları titriyordu. "Bunun cevabını ancak sen verebilirsin. Ancak sen..."

Fatih'in isterik kahkasıyla birlikte sinirleri iyice bozulmuştu. Fatih kahkalarının içinde boğulurken, Gamze de hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Fatih ne kadar ısrar ederse etsin, ne yaptığını, neden bu hale geldiklerini bilmiyordu. Bilinmezlik ve çaresizlik onu çileden çıkarıyordu gözyaşları yüzünden tane tane süzülerek yere düşürken tüm bedeni sarsılıyordu. Yine de şansını demek istedi; "Fatih, gerçekten bilmiyorum. Eğer bir hata yaptıysam lütfen affet beni ama seni bu hale getirecek bir şey yapmış olduğuma kendim de inanamıyorum" hıçkırıklarının arasından konuşmaya çalıştı. Fatih'in o halini gördüğünde, her ne kadar vücudu geriye doğru gitmeyi istese de , ona doğru tedbirlice yaklaştı. "Bana yardım et Fatih."

Gamze hıçkırıklarla sarsılırken Fatih çaresizlikle olduğu yere çökmüş, kafasını tırmalayarak anlamaya çalışıyordu. Titreyen avuçlarının arasında bıçağı tutuyordu, yanaklarından süzülen birkaç damla yaş parlak metalin üstüne düştü. "Neden böyle oldu?" Gamze'nin kendine yaklaştığını görünce vücudunu bir titreme kapladı, ama son söylediğini duyduğunda kontrolsüzce yerinden fırladı ve tüm gücüyle bıçağı savurdu. "Sana yardım mı edeyim!?" diye haykırdı. Bacakları onu zorlukla taşıyor gibiydi, yüzü öfkeyle çarpılmıştı. "Bunu daha önce söylediğinde sana inanmıştım, ama bu bir daha olmayacak. Aynı hatayı bir daha yapmayacağım!"

Fatih'in kuvvetle salladığı bıçak Gamze'nin kolunun üzerini derince çizmişti. Vücudu geriye doğru biraz savruldu ve acıyla çığlık attı. Kolundan çıkan kan döşemeye fışkırıp ikisinin gözyaşlarının üzerini kaplamıştı. Acıyla kolunu tutup yavaşça hıçkırdı. "Fatih, neden bahsediyorsun?" Artık tüm enerjisi çekilmişti, hıçkırmakta bile zorlanıyordu. Konuşmak onu yoruyordu. "Ne hatası? Ne zaman? Ne oldu?

Fatih Gamze'nin karşısında doğruldu ve ellerini beline koyarak alaycı bir kahkaha attı. "Buna inanacağımı sanıyorsun, değil mi?" Bakışları sertleşti ve soğuk bir sesle devam etti. "Aynı numarayı iki kez yemeyeceğimi tahmin etmeliydin. Ama artık senin için çok geç." Kolundan sızan kanın yerde oluşturduğu ufak gölcük üzerinden ay ışığı hafifçe yansıyordu, ağustosböceklerinin sesi tekrar kulak tırmalayarak yükseldi. "Artık rolü bir kenara bırakıp suçunu kabullensen iyi olur, yoksa bu boşa bir kayıp olacak."

Gamze yerdeki kandan yansıyan Fatih'in bulanık yansımasına baktı, bakışları elindeki bıçağa kadar indi sonra derin bir nefes alıp yavaşça ayağa kalktı. Bunu daha fazla uzatmanın bir alemi yoktu. Yavaşça, bakışları yerde, Fatih'e doğru birkaç adım attı. Çıplak ayaklarıyla bastığı kendi kanı, ayaklarında yapış yapış bir his bırakmıştı ama önemsemiyordu. Kafasını yavaşça ona doğru kaldırdı, gözlerinde ciddi bir bakış vardı. Ani bir hareketle bıçağın kestiği sol kolunu tüm hırsıyla penceresine gömdü ve camını kırdı. Sonra yerden aldığı irice bir cam parçasıyla Fatih'e doğru yavaşça ilerlemeye başladı. Yerde kırık cam parçaları üzerinde yavaşça ilerlerken yerdeki kanına yenisi ekleniyordu ama umurunda değildi. Buna bir son vermeliydi. "Hadi tüm gücünle gel ve ödemem gereken bedeli ödet bana" dedi boğuk bir sesle ve gözleri parladı.

Gamze'nin soğukkanlılıkla karşısında dikilmesiyle Fatih de bıçağını kaldırdı ve hazırlandı. "Sonunda ciddileşmene sevindim Gamze." Kaşları öfkeyle çatılmıştı, her kelimenin üstüne basa basa konuşuyordu. "Yaptıklarından sonra farkında değilmiş numarasıyla beni kandıramayacağını anladın demek." Gamze'nin elindeki cam parçası kanıyla ıslanırken Fatih kontrol edilemez bir şekilde titriyordu. Zihninden geçen korkunç anıların etkisiyle kontrolünü kaybederek haykırdı ve ileri atıldı.

Ayaklarını iyice yere bastı ve dengesini sağladı, Fatih ileriye doğru hamle ettiğinde hemen kenara doğru çekildi ve elindeki cam parçasını ona doğru salladı. Sadece ay ışığının aydınlattığı karanlık odanın duvarında, kocaman gölgeleri dans ediyormuş gibi görünüyordu. "Son zamanlardaki tavırlarından iyice usandım. Artık bunun sona ermesi gerek ve bunun için elimden geleni ardıma koyamayacağım!"

Öfkeden kararmış gözlerle Gamze'yi ıskalayıp duvara girerken kolunda keskin bir acı hissetti. Duvarın önünde dizleri üstüne düştü ve bıçağı ellerinden kayıp yere yuvarlandı. Bir eliyle kolundaki kesiği bastırıyordu, omuzları şiddetle sarsılıyordu. Başını geriye çevirdi, yüzü perişandı. "Neden böyle yapıyorsun Gamze? Neden böyle oldun? Se-seni tanıyamıyorum. Ne oldu bize?" Sözlerini bitirirken hıçkırıklara boğuldu, önündeki kan birikintisina damlayan yaşlar dağılarak yok oldu. Kana bulanmış ellerini gözlerine bastırdı, yüzünü kana buladığının farkında bile değildi. "Neden böyle oldun?!" diye öfkeyle bağırdı yüzünü kaldırırken ve bıçağını yerden alıp tehditkar bir şekilde uzattı.

Fatih'in elindeki bıçağa bulaşan kanı Gamze'nin gözünü iyice döndürdü. Etraftaki ağustosböceklerinin sesini bastıran içten bir kahkaha attı. Gözlerini kapatıp, iştahla camın üzerindeki kanı yaladı. Etrafına kan bulaşmış dudaklarıyla çarpık bir gülümseme yerleşen suratı hafifçe seğirdi. "Her şey senin anlaşılmaz tavırlarınla başladı!" diye haykırdı Fatih'e doğru. "Suçu bana atma!" Tekrar ona doğru koşmaya başladı.

Öğürerek midesindekileri hemen önüne çıkardı. Gamze'nin korkunç hareketleri üzerine midesi kasılmış, başını önüne eğmiş kusuyordu. Bunda suçunun ne olduğunu düşünüyordu, ama her şeyi o başlatmıştı. Başını kaldırdı, alnında ter damlacıkları birikmişti. Elinin tersiyle ağzını sildi, zayıf bir sesle konuşmaya çalıştı. "Hâlâ hatırlamıyor musun Gamze? Hatırlamıyorsan neden böyle davranıyorsun? Yoksa..." Yutkundu, yüzünü ekşitti. Gamze üstüne koşarken yerinden kıpırdamadı, kanların üstünde yatmakta olan bıçağından yansımasını izledi sadece.

Gamze, Fatih'in son dediklerini hiç duymadı. Duysa bile umursamazdı zaten. Ona kilitlenmiş bir şekilde koşuyordu. Kırılmış pencereden içeriye soğuk bir rüzgar esip, perdeyi ve Fatih'in saçlarını hafifçe uçuşturdu. Odanın karanlığını zaman zaman aydınlatan ay ışığı ikisinin de yüzündeki gölgeyi silemiyordu. Gamze son hamlesini yaparken tüm gücüyle haykırırken gecenin huzurlu sessizliğini yardı... Geriye kalan tek şey, ağustosböceklerinin uğursuz cıvıldamalarıydı.

Ağustosböceği sesleri © Higurashi no Naku koro ni

Hiç yorum yok: